Silahlı çatışmalar, bir devletin yalnızca topraklarını ya da siyasi sınırlarını değiştirmekle kalmaz. Gündelik yaşamı altüst eder, toplumsal ilişkileri yeniden şekillendirir ve çoğu zaman ilk kurşun atılmadan ya da son barış anlaşması imzalanmadan çok önce var olan eşitsizlikleri görünür hale getirir. Böylesi kriz dönemlerinde kadınlar, savaşın geleneksel anlatılarında çoğu zaman göz ardı edilen sorumluluklar üstlenir. Toplumsal girişimleri organize eder, aileleri bir arada tutar, şiddeti belgelendirir, temel ihtiyaçlara erişimi sağlar ve resmi kurumların çöktüğü ortamlarda sivil yaşamın devam edebilmesi için alanlar yaratırlar. Bu katkılar askeri tarihte ya da diplomatik tartışmalarda nadiren yer bulsa da, toplumların çatışma koşullarında ayakta kalabilmesi ve sonrasında yeniden inşa sürecine başlayabilmesi açısından çoğu zaman hayati öneme sahiptir.
Ancak bu deneyimlerin asıl önemi, kriz sona ermeye başladığında bu liderliğin ne hale geldiğinde yatmaktadır. Çatışma dönemleri kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü artırabilir; fakat bu görünürlük her zaman kalıcı siyasi nüfuza dönüşmez. Böylece kamusal tanınma ile gerçek siyasi güç arasında belirgin bir boşluk ortaya çıkar. Bu gerilim, savaş ve barış üzerine feminist çalışmaların temel tartışma alanlarından biridir. Kadınlar çatışma sırasında liderlik rollerini üstlenseler bile, kurumlar yeniden inşa edildiğinde ve toplumlar daha alışıldık siyasi ve toplumsal yapılara döndüğünde bu roller çoğu zaman devam etmez. Dolayısıyla mesele, kadınların çatışma dönemlerinde liderlik edip etmediği değildir; tarih bunun zaten böyle olduğunu göstermektedir. Asıl soru, toplumlar savaştan çıkıp barış inşa etmeye yöneldiğinde bu liderliğin siyasi otorite olarak kabul edilip edilmediğidir. Aşağıdaki röportaj, kariyerinin büyük bölümünü bağımsız medyayı güçlendirmeye ve kadın haklarını savunmaya adamış Suriyeli gazeteci Lina Chawaf ile gerçekleştirilmiştir.
Soru: Kadınlar çatışmalar sırasında toplulukları örgütlemekten aileleri ve yerel dayanışma ağlarını ayakta tutmaya kadar pek çok kritik rol üstleniyor. Örneğin, Suriye iç savaşından önce kadınların iş gücüne katılım oranı görece düşüktü. Ancak savaş boyunca birçok kadın zorunluluk nedeniyle ailenin geçimini sağlayan kişi, organizatör ya da toplumun öne çıkan isimleri haline geldi. Sizce bu görünürlük bugün gerçek bir güçlenmeye dönüştü mü, yoksa kadınlardan yalnızca işlevsiz kalan kurumların yerini doldurarak daha fazla yük üstlenmeleri mi beklendi?
Cevap: Suriye'de son on beş yıl boyunca birçok erkek savaşın ve çatışmaların içinde yer aldı. Bu dönemde Suriye'ye baktığınızda ağırlıklı olarak kadınları, çocukları ve yaşlıları görüyorsunuz. Dolayısıyla sorunuzda da belirttiğiniz gibi bu durum kadınların omuzlarına büyük bir yük bindirdi ve onları zorunlu olarak daha aktif roller üstlenmeye itti. Ancak bu, toplumun kadınların katılımını tam anlamıyla benimsediği için gerçekleşmedi; aksine zorunluluk kadınları ön plana çıkardı.
Bununla birlikte kurumsal düzeyde, çatışma sonrasında kadınlar çoğu zaman çatışma dönemine kıyasla daha az görünür hale geliyor. Devrimimiz başladığında temel hedeflerimizden biri özgürlüktü; ifade özgürlüğü ve kadın hakları bunların başında geliyordu. Ne yazık ki bunlar henüz gerçekleşmedi.
Bu yüzden bu hakları güvence altına alacak kurumsal bir yapıya ve bunların Suriye hukukuna yerleştirilmesine ihtiyaç var. Hukukun sivil bir çerçeveye kavuşması halinde bu sorunların büyük bölümünün çözülebileceğine inanıyorum.
Soru: Kadınlar çatışmalar sırasında önemli katkılar sunsalar da, savaş sona erdiğinde resmi barış müzakereleri ve yeniden inşa süreçlerinin dışında bırakılıyorlar. Sizce bu boşluk neden hala devam ediyor?
Cevap: Suriye örneğinde bunun iki temel nedeni var. Birincisi, ülkenin yönetimini devralan siyasi otorite. Evet, İslamcı bir yönetim söz konusu ve birçok açıdan özellikle muhalif bölgelerde geçmişe kıyasla daha katı bir yaklaşım benimsediler.
İkinci neden ise toplumsal gelenekler. Bu gelenekler kadınların önünde engeller oluşturmaya ve bu eşitsizliği derinleştirmeye devam ediyor. Çoğu zaman bu uygulamalar din, özellikle de İslam adına meşrulaştırılıyor. Oysa bana göre bunlar İslam'ın gerçek ilkelerini yansıtmıyor.
Dolayısıyla bu boşluğu sürdürmeye devam eden iki temel unsurun siyasi otorite ve toplumsal gelenekler olduğunu düşünüyorum.
Soru: Siyasi kriz dönemlerinde neden özellikle kadınlara ve toplumsal meselelere görünürlük sağlayan bağımsız medya ilk baskı ve kontrol hedeflerinden biri haline geliyor?
Cevap: 2011 öncesinde, devrimden önce, Suriye'de özel bir radyo istasyonunda çalışıyordum. O dönemde bile kadın olarak liderlik yapmak, medyada çalışmak ve genel olarak kamusal alanda var olmak oldukça zordu.
Yetkililer aşmamıza izin verilmeyen birçok engel ve kırmızı çizgi koymuştu. Fakat çatışma başladığında insanlar özgürlük talep etmeye başladı; kadınlar da kendi özgürlüklerini istemeye başladılar. Bu durum kadınlarla erkekler arasında bir gerilim yarattı. Sanki birbirlerine karşı duruyorlardı. Erkekler, kadınlar üzerindeki güç ve otoritelerini kaybedebileceklerini hissetmeye başladılar ve bu onlar için korkutucuydu. Bu nedenle çatışma sırasında işler birçok açıdan daha da zorlaştı.
Radyoda birlikte çalıştığımız bir gazeteciyi, daha doğrusu yurttaş gazeteciyi hatırlıyorum. Özgürlük için gösterilere katılıyor, büyük bir coşkuyla "özgürlük, özgürlük" diye bağırıyordu. Sonra bir anda kız kardeşinden söz etmeye başladı ve onu eve kilitlediğini söyledi. Ben de ona, "Özgürlük için mücadele ediyorsun ama kız kardeşini nasıl eve kilitlersin?" diye sordum. Bana, "Hayır, bu başka bir özgürlük. Benim istediğim özgürlük bu değil." dedi.
Bu olay, toplumsal geleneklerin ve kültürel yapının bu tutumları ne kadar derinden etkilediğini gösteriyor. İşte bu yüzden süreç çok daha zor hale geldi.
Esad rejimi ve aynı zamanda İslamcı ve daha radikal gruplar kadın hakları üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Suriye'de özel radyoda çalışırken Müslüman Kardeşler bana defalarca kadın hakları hakkında konuşmayı bırakmam gerektiğini söyledi. Daha sonra Suriye dışındayken de aynı baskıyla karşılaştım; yine Müslüman Kardeşler ile bağlantılı kişiler kadın haklarını gündeme getirmememi istediler.
Sonuç olarak mesele büyük ölçüde toplumla ilgiliydi. Ancak kadınlar bu devrimin kendilerine de ait olduğunu hissetmeye başlayınca bu durum çok daha görünür hale geldi. Bu devrim kadınlar için de bir devrimdi ve bu da kadınlarla erkekler arasındaki kutuplaşmayı daha da güçlendirdi.
Soru: Çatışmalardan etkilenen birçok kişi ülkelerini terk etmek zorunda kaldıktan sonra sürgünden ya da diaspora ağları üzerinden çalışmalarını sürdürdü. Sizce sürgün siyasi ses ve liderlik için bir alan yaratabilir mi, yoksa ülkeden uzak olmak değişim yaratmaya çalışanlar açısından yeni bir sınırlılık mı oluşturuyor?
Cevap: Evet, sürgünden çalışabiliriz. Ancak siyasi partilerimiz ve farklı siyasi görüşlerin tartışılabildiği bir ortamımız olmazsa, devrimin amaçladığı ülkeyi kuramayız.
Siyasi partilerde çeşitlilik olmalı, medyada çeşitlilik olmalı ve eğitimde çeşitlilik olmalı. Demokrasiyi, farklılıklara saygıyı ve en azından ifade özgürlüğünü mümkün kılan ortam budur.
Dolayısıyla sürgünden mücadele edebiliriz ama bu aynı şey değildir. Ülkenin içinden de mücadele etmeye devam etmeliyiz. İkisi arasında bir uyum olması gerekir.
Soru: Medya, çatışma ortamındaki kadınların hikayelerini onları yalnızca mağduriyet üzerinden tanımlamadan ve maruz kaldıkları şiddet ile adaletsizliği göz ardı etmeden nasıl anlatabilir?
Cevap: Size bir hikaye anlatayım. Kadınların sesini radyoya taşımaya çalıştığımız dönemlerde, Suriye içindeki muhalif bölgelerden bizi arayan bir öğretmen vardı. Kadın haklarını savunuyor ve Suriye'deki kadınların durumunu değiştirmek için büyük bir istek duyuyordu. Her cumartesi kadın programımıza katılırdı.
Birkaç ay sonra intihar ettiğini öğrendim. Büyük bir şok yaşadım. Sebebini araştırdığımda uzun yıllardır eşi tarafından şiddet gördüğünü öğrendim. Vücudunda ve yüzünde morluklarla okula geliyordu. Buna direnmeye çalışmıştı ancak toplum ona koruyucu bir ortam sunmamıştı. Hukuk onu korumamıştı. Destek alabileceği bir sistem yoktu. Kendini tamamen yalnız hissetmişti ve sonunda yaşamına son verdi.
Dolayısıyla ister çatışma döneminde ister barış zamanında olsun, kadın haklarından söz ederken çok dikkatli olmalıyız. Kadınları yalnızca geleneklere başkaldırmaya ve mücadele etmeye teşvik etmek yeterli değildir; bunu yapabilecek araçları da sunmalıyız.
Bu araçlardan biri kadınlara seslerini duyurabilecekleri platformlar sağlamak ve onları değişim sürecinin doğrudan parçası haline getirmektir. Kültürel hassasiyetleri dikkate almaz ve kadınlara mücadelelerini sürdürebilmeleri için gerekli imkanları sunmazsak sonuç felaket olabilir.
Çatışma dönemlerinde insan haklarından söz etmek daha da hassastır. Çünkü insanlar "Şimdi kadınların zamanı değil; insanlar ölüyor, yoksulluk var, elektrik yok." diyebilirler.
Ama bir ülkeyi yeniden inşa etmek istiyorsanız her şeyi birlikte inşa etmek zorundasınız. Ve yine söylüyorum; eğitim ve hukuk en önemli iki unsurdur.
Soru: Çatışma bölgelerinde liderlik rolü üstlenen kadınlar, aynı işi yapmalarına rağmen çoğu zaman erkeklerden daha fazla meşruiyetlerini kanıtlamak zorunda kalıyorlar. Sizce neden kadınların otoritesi kriz dönemlerinde bu kadar kolay sorgulanıyor?
Cevap: Sizin de söylediğiniz gibi kadınlar lider olabilmek için iki kat, hatta on kat daha fazla çaba göstermek zorunda kalıyor. Çatışma ortamı insanlara çok sert eleştiriler yöneltmek için adeta yeşil ışık yakıyor. Çoğu zaman kişisel sınırlar aşılıyor ve kadın liderlerin özel hayatına müdahale ediliyor. Sosyal medyada insanın hayal bile edemeyeceği şeyler görebiliyorsunuz.
Erkeklerin daha güçlü olduğu söyleniyor ama ben buna inanmıyorum. Kadınların fazla duygusal olduğu ve bu yüzden hızlı ya da kararlı kararlar veremeyecekleri de söyleniyor. Buna da inanmıyorum.
Eğer duygular olmasaydı bugün dünyadaki bütün savaşlara bakın. Savaşları başlatanlar çoğunlukla erkeklerdir çünkü savaşmak isterler. Bunun neresinde duygusuzluk var? Kadınlar olaylara çoğu zaman farklı yaklaşırlar. Daha fazla düşünürler, karar vermek için daha fazla zaman ayırırlar ve bazen bu yaklaşım bir ülkenin savaşa girmesini, felaketleri ve krizleri önleyebilir.
Kadın liderlerin sürekli sorgulanmasının nedeni budur. Fiziksel ve psikolojik saldırılara maruz kalıyorlar. Ama ben bu suçlamaların doğru olduğuna inanmıyorum. Kadın liderler hala erkekler kadar ciddiye alınmıyor.
Soru: Suriye'nin geçiş hükümetinde yalnızca bir kadın bakan, Hint Kabat, bulunuyor ve kendisi sembolik bir figür olarak görülmek istemediğini söylüyor. Sizce çatışma sonrası hükümetlerde kadınların varlığının sembolik temsilden gerçek karar alma gücüne dönüşmesi için ne gerekiyor?
Cevap: Bence atılması gereken en önemli adım hukukun reforme edilmesidir. Hep aynı noktaya dönüyorum çünkü en önemli unsur hukuktur.
Eğer namus cinayetleri hukuk sistemi içinde hala tanınıyor ya da hoşgörüyle karşılanıyorsa bu, kadınların hala erkeklerden daha değersiz görüldüğü anlamına gelir. Bu nedenle ilk öncelik hukukun değiştirilmesi olmalıdır.
Aynı zamanda siyasi çeşitliliğe ihtiyacımız var. Bu son derece önemli. Bir de eğitime ihtiyacımız var. Çünkü büyürken bu fikirler ve gelenekler tarafından şekillendiriliyoruz. Farkındalığı oluşturan eğitimdir; uzun vadeli değişimi sağlayan da farkındalıktır.
Soru: Deneyimlerinizden hareketle geleceğin kadın liderlerine ve karar vericilerine vermek istediğiniz tek bir ders olsaydı bu ne olurdu?
Cevap: Öğrendiğim en önemli ders, devam etmek gerektiğidir. Bu gerçekten çok önemli.
Hayatım boyunca umutsuzluğa kapıldığım, hayal kırıklığı yaşadığım ve hiçbir umut göremediğim pek çok an oldu. Ama her defasında durup kendime "Hayır, devam etmeliyim." dedim.
Neden mi? Çünkü sesi olmayan, konuşamayan ve sürekli susturulan kadınları hep hatırlıyorum. Onların sesini bir nebze olsun taşıyabilmek için mücadele etmeye devam etmem gerektiğini düşünüyorum.
Benim öğrendiğim en önemli ders bu. Ve beni hala elimden geldiğince yoluma devam etmeye motive eden şey de bu.
Armed conflict changes far more than the territorial or political boundaries of a state. It disrupts everyday life, reshapes social relationships, and exposes inequalities that have often existed long before the first shot was fired or the final peace agreement was signed. In these times of crisis, women often take on responsibilities that are overlooked in traditional accounts of war. They organize community initiatives, keep families together, document violence, secure access to basic necessities, and preserve spaces where civic life can continue despite the collapse of formal institutions. Their contributions rarely appear in military histories or diplomatic discussions, yet they are often essential to helping communities survive conflict and start rebuilding afterwards.
The significance of these experiences, however, lies in what happens to this leadership once the immediate crisis begins to fade. Conflict can increase women's visibility in public life without giving them lasting political influence, creating a gap between public recognition and real political power. This tension remains a central theme in feminist research on war and peace. Although women often step into leadership roles during conflict, these roles do not always continue once institutions are rebuilt and societies return to more familiar political and social structures. The question, then, is not whether women lead in times of conflict; history has shown that they do. The more important question is whether that leadership is recognized as political authority once societies move from surviving war to building peace. The following interview features Syrian journalist Lina Chawaf, who has dedicated much of her career to promoting independent media and advocating for women's rights.
Question: Women often play crucial roles during conflicts from organizing communities to keeping families and local networks alive. For example, before the Syrian civil war, women's participation in the workforce was relatively low. Yet throughout the conflict, many women became providers or organizers and community figures out of necessity. My question is, do you think this visibility has translated into genuine empowerment today or were women simply expected to carry additional burdens in the absence of functioning institutions?
Answer: In Syria, over the last fifteen years, many men have been occupied with fighting and the war itself. As a result, if you look at Syria during this period; you mainly see women, children, and the elderly. So, as you mentioned in your question, this has placed a significant burden on women and pushed them into more active roles out of necessity. But this did not happen because society was fully convinced of women’s participation; rather, necessity brought women to the forefront.
Institutionally however, after conflict, women often become less visible than they were during the conflict itself. When we started our revolution, one of our main goals was freedom: freedom of expression and women’s rights. Unfortunately, this has not been achieved.
That is why we need an institutional environment that guarantees these rights, and we need them to be embedded in Syrian law. I believe that if the law becomes a civil law framework, it could solve many of these problems.
Question: Despite all the contributions women make during conflicts they are frequently excluded from formal peace negotiations and reconstruction processes once the conflict ends. Why do you think this gap still exists?
Answer: In the case of Syria, this gap still exists for two main reasons. The first is the authority that has taken control of the country. Yes, they are Islamist, and in many ways they have been even stricter than before, especially in opposition-held areas.
The second reason lies in social traditions, which continue to create barriers and deepen this gap. These practices are often justified in the name of religion, particularly Islam, even though, in my view, this does not reflect the true principles of Islam.
So, I believe these two factors — political authority and social tradition — are what continue to create this gap.
Question: In moments of political crisis, why do you think independent media, especially media that gives visibility to women and social issues, becomes one of the first targets of pressure and control?
Answer: When I was working for a private radio station in Syria before 2011, before the revolution, it was already difficult to be a woman in leadership, in media, and in public life in general. The authorities had placed many barriers and red lines that we were not allowed to cross.
But during the conflict, when people started screaming for freedom and women also started asking for their freedom, it created tension between men and women. It was as if they were facing each other. Men began to feel that they might lose the power and authority they had over women, and for them, that was frightening. That is why, in many ways, it became even more difficult during the conflict.
I remember one journalist, or citizen reporter, who was working with us at the radio. He was demonstrating for freedom, and he was so passionate, shouting “freedom, freedom.” Then suddenly he started talking about his sister and how he had locked her at home. I asked him, “But you are demonstrating for freedom, how can you lock your sister at home?” He said, “No, this is another kind of freedom. This is not the freedom I want.”
That shows how deeply tradition and society affect these attitudes. This is why it became much more difficult.
The Assad regime, and also Islamist and more radical groups, put even more pressure on women’s rights. I remember when I was working in private radio in Syria, the Muslim Brotherhood asked me many times to stop talking about women’s rights. Then, from outside Syria, I faced the same thing again, people connected to the Muslim Brotherhood asking me to stop.
So, in the end, it is largely about society, but it became much more visible because women started to feel that this revolution was also theirs. It was a revolution for them, too. And that made the polarization between men and women even stronger.
Question: Many people in conflict affected countries continued their work from exile or through diaspora networks after being forced to leave their homes. Do you think exile can become a space for political voice and leadership or does distance from the country create a new limit for those trying to influence change?
Answer: We can work from exile, yes. But if we do not have political parties and an environment where different political views can be exchanged, we will not have the kind of country we wanted, the kind of country the revolution began for.
There has to be diversity in political parties, diversity in media, and diversity in education. This is what creates an environment of democracy, an environment that accepts differences, and at least an environment of freedom of expression.
So yes, from exile we can continue, but it is not the same. We have to keep fighting from the inside as well. There has to be harmony.
Question: How can media tell the stories of women in conflict without reducing them to suffering and without ignoring the violence and injustice they experience?
Answer: I will tell you a story. I remember when we were always talking about women and trying to bring women’s voices to the radio, to let women speak. I remember there was a teacher calling us from an opposition-held area inside Syria. She was always advocating for women’s rights and was very motivated to change the situation of women inside Syria. She used to participate in our women’s program every Saturday.
After a couple of months, I heard that she had died by suicide. I was shocked. I tried to find out why, and I learned that she had been beaten by her husband for a long time. She would come to school with bruises on her body and face. She had tried to resist this, but unfortunately society did not create a protective environment for her. The law did not protect her. There was no support system around her. She found herself completely alone. And in the end, she took her own life.
So how do we deal with this, in conflict or even outside of conflict? We have to be careful when we talk about women’s rights. It is not enough to simply push women, motivate them to rebel against traditions, and fight for themselves without giving them the tools to do so.
One of those tools is giving them a platform for their voices and involving them directly in the process of change, not just encouraging them or provoking them. If we do not take cultural sensitivity into consideration, and if we do not provide women with the tools they need to continue their struggle, it can become a disaster.
It is even more sensitive to talk about human rights during conflict, because people often say, “This is not the time to talk about women now. Now we are being killed, now we are poor, now we do not have electricity.”
But when you want to rebuild and develop a country, you have to build everything together. And again, education and law are the two most important things.
Question: In conflict zones, women who take leadership roles often have to prove their legitimacy more than men even when they are doing the same work. Sadly, why do you think women's authority is still questioned so easily in times of crisis?
Answer: As you said, women often have to make double, even ten times the effort to become leaders. The conflict environment gives people a kind of green light to criticize at a very high level, often crossing personal boundaries and invading your privacy as a woman and as a leader. You see things on social media that you would never imagine seeing.
There is this idea that men are stronger, and again, I do not think that is true. They also say that women are too emotional, so they cannot make quick or firm decisions. And I do not think that is true either.
If there were no emotions, then look at all the wars in the world. It is men who create wars because they want to fight. Where is the emotion in that? When you speak to them and say, “Please think about it,” the answer is often that fighting is necessary.
Women often approach things differently. They think more, they take more time, and sometimes that can prevent a country from going to war, prevent disasters, and prevent crises.
This is why women’s leadership is so often questioned. They are attacked physically, sometimes mentally, but I believe these accusations are not true. Women leaders are still not taken as seriously as men.
Question: Syria's transitional government has only one female minister, Hint Kabat, who has said that she does not want to be treated as a symbolic figure. What would it take for women's presence in post conflict governments to move from symbolic representation to real decision-making power?
Answer: I think the most important step forward is reforming the law. I always come back to this point: the law matters most.
If honor crimes are still recognized or tolerated within the legal system, that means women are still treated as less than men. That is why changing the law has to be the first priority.
At the same time, we need political diversity. This is essential. And we need education, because as I said, we grow up shaped by these ideas and traditions. Education is what builds awareness, and awareness is what creates long-term change.
Question: If there is one lesson you would like future female leaders decision makers to take from your experience what would be the lesson learned?
Answer: I think the lesson I have learned is to keep going. That is very important.
I went through many moments when I felt desperate, disappointed, and without hope. But I was always able to stop and tell myself, no, I have to continue.
Why? Because I always remember the women who had no voice, who could not speak, and who were always forced into silence. And I always find myself thinking that I have to continue, just to help carry the voices of women who still have no voice.
That is the lesson I learned, and it is what keeps me going as much as I can.
İlayda ÖRS · SUİK Perspektif, Sayı 5, Eylül 2026 · Editörler: İlayda ÖRS, Doğan KAYA, Fatma Beyza CAN, Ebrar AKDENİZ · Tasarım: Yaren Elif ÖZYAZICI
İlayda ÖRS · SUİK Perspektif, Issue 5, September 2026 · Editors: İlayda ÖRS, Doğan KAYA, Fatma Beyza CAN, Ebrar AKDENİZ · Design: Yaren Elif ÖZYAZICI